“Normal olan zorunludur, sağlığın ölüm saçan tanrısı”
(EQUUS, 1977)
Heteronormativite ile eşcinselliğin marjinalleşmesinin yanı sıra heteroseksüel cinsel yönelime sahip bireyler arasındaki ilişkiler ve roller de düzenlenmekte; heteroseksüel ilişkinin de sınırları da çizilmektedir. Heteronormativitenin cinselliğin evlilik içi, tek eşli olmasına yönelik veya cinsel birlikteliğin üremeye yönelik gerçekleştirilmesi gibi vurguları bu sınırları gösterir niteliktedir. Heteronormativitenin yarattığı baskıya yönelik eleştiriler sanat alanına da yansımıştır. Örneğin ‘’The Couple Next Door’’ filmi, sıradan bir Amerikan banliyösünde geçen olaylarla, heteronormatif aile yapısının altındaki çatışmaları ve bireylerin arzularının bu normatif çerçeve içinde nasıl bastırıldığını ya da yönlendirildiğini gözler önüne serer. Film, toplumun idealize ettiği evlilik ve ebeveynlik rollerinin arkasındaki karanlık ve karmaşık arzular dünyasını ele alırken, aynı zamanda bu rollerin heteronormatif düzenin nasıl bir parçası olarak inşa edildiğini ortaya koyar. Filmde, heteronormatif bir düzenin dayattığı ideal aile imgesi, toplumun güvenlik, mutluluk ve uyum beklentilerinin bir yansımasıdır. Ana karakterler olan Anne ve Marco, dışarıdan bakıldığında bu ideali temsil eden bir çift gibi görünür; bir çocukları vardır, finansal olarak rahat bir yaşam sürmektedirler ve toplumsal normlara uygun bir hayat inşa etmiş gibidirler. Ancak film, bu yüzeysel uyumun altında yatan arzuların, çatışmaların ve ikilemlerin derinliklerine indikçe, heteronormatif düzenin bireyleri nasıl sınırladığını ve baskı altına aldığını gözler önüne serer. Film içerisinde swinger teması ise, heteronormatif aile düzenine karşı bireylerin arzularını ifade etme ve deneyimleme biçimlerinin karmaşıklığını ortaya koyan çarpıcı bir unsurdur.
Quer teori ise, toplumsal cinsiyet ve cinsellik kavramlarının akışkan ve değişken yapısını vurgulayan bir yaklaşım olarak, toplumsal normların ‘’normallerin’’ sabitliğini sorgular. Bu bağlamda biyolojik cinsiyetin dahi toplumsal bir belirlenim olduğu vurgulanmalıdır. Kimlik önceden belirlenmiş sabit bir öz veya varlık olmaktan ziyade, tekrarlayan söylemsel ve toplumsal pratikler aracılığıyla sürekli olarak inşa edilir. Yani kimlik performatif olarak kurulmaktadır, kimlik sabit ve doğal bir gerçeklikten ziyade, tekrarlayan eylemler ve söylemler aracılığıyla toplumsal bağlam içinde inşa edilen bir sürecin tamamlanmayan ürünüdür. Bu süreç, toplumsal normların yeniden üretilmesini sağlarken, aynı zamanda bireylerin bu normlara karşı direnmesine ve kimliklerini yeniden tanımlamasına da olanak tanır.
Özküraplı’nın Queer teoriye yönelik analizinde, feminist teori ve postyapısalcı düşünceyle olan bağlantılar önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Michel Foucault ve Judith Butler gibi düşünürlerin teorik katkıları, queer teorinin oluşumunda merkezi bir rol oynamaktadır. Özküraplı’nın çalışması, queer teorinin yalnızca LGBTİ+ bireylerin deneyimlerini anlamaya yönelik bir teori olmadığını, aynı zamanda toplumsal cinsiyetin, cinselliğin ve kimliğin genel yapısal dinamiklerini eleştirel bir perspektifle değerlendiren geniş kapsamlı bir kuramsal çerçeve sunduğunu ortaya koymaktadır. Foucault’nun cinselliğin tarihine yönelik çalışmaları, queer teorinin normatif cinsellik anlayışına eleştirel bir bakış geliştirmesine temel oluşturur. İktidar sadece baskıcı bir güç değildir, aynı zamanda bireylerin kimliklerini ve arzularını şekillendiren bir mekanizma olarak işlev görmektedir.
Kimliklerin sabitliği meselesi queer teorinin temel bir tartışma alanıdır. Özküraplı, queer teorinin kimlikleri akışkan bir yapı olarak ele aldığını ve bu durumun toplumsal cinsiyet ve cinsellik bağlamındaki normatif kısıtlamalara yönelik bir meydan okuma anlamına geldiğini vurgular. ‘’Queer mutlak kimlik tanımına karşıdır.’’ Sabit kimlik anlayışlarının bireylerin özgürlüğünü sınırladığını belirten queer teori, eşcinsel gruplara yönelik de eleştiride bulunur. Queer teori, eşcinselliğin “doğal” veya “özsel” bir kimlik kategorisi olarak görülmesine karşı çıkar. Bu bağlamda queer, yalnızca eşcinsellik veya herhangi bir spesifik cinsellik biçimiyle özdeşleşmekten ziyade, heteronormatif düzenin yapılarına karşı bir eleştiri alanıdır.
İLGİLİ KAYNAK
